20.07.2011

susmaya da konusmaya da

suskunum becerebilirsem
cesaretim yok omuzlayabilirsem
sırtlayabilirsem yenir bir tanesini daha
elimde oynayacak bir kart dahi kalmamış sanki
yitirmişim tahsilimi küçük bir kumarda

bu sabah adınla uyandım
varlığın uzaklardan sesleniyordu şiir mısralarıyla
deniz aşırı sulardan
ölesiye uzaklardan gelen bir dağ çığlığıyla
bir tek benim duyabildiğim
o da usulca diplerinde
seni sakındığım sığınağımın kuytu köşelerinde
insanlardan

fakirim şu günlerde
bedevi yaşıyorum hasretinle
mutluluk fakirliği en can acıtıcı olanı
öfkeliyim şu günlerde
sana
bana
geçmişimize öfke en ağır olanı
küfrediyorum şu günlerde
sustuklarıma
söylediklerime
söyleyemediklerime
anlatamadıklarıma küfretmek en ayıbı
bomba olmuş içimde yaşadıklarım
o da en ölümcül olanı

gün günsüz aydı bu sabah
yatağımda kendimden kuşkulu gözlerim tavana bakmaktaydı
çıplaktı bedenim gecesi utangaçlığıyla
sabahı haklıydı oysaki utangaçlığı
çıplak olan yalnız beden değildi
ruhum da çıplaklaşmıştı
bütün gece çırpınmış
yırtıp atmıştı kendini, soyunmuştu
bedenim ise anladığında gitmişti utangaçlığı
kalan sadece kuşkulu gözlerdi tavanı seyreden

mısraların dökülüyordu tükenmeyen kalemimden zihnimin
yine bir sitemdi kelimelerin
hala
bir kahırdı adını koyamadığımız
ne diyordu savurduğun dağ çığlığı
deniz aşırı sulardan gelen?
çağıran mıydı gönlüne
yoksa kovan mı gönlünden?

öyle ya suskunum becerebilirsem
bu sabah adınla uyanmışım
gözler tavanda girdaba sürüklenmişim
deniz aşırı sulardan gelen
ama işte ne var ki
küfrediyorum şu günlerde
susmaya da 
konuşmaya da...