29.05.2011

kısa uzun

bizim alaturka zevklerimiz var
alaturka aşklarımız,
ve gerçekten sevdalarımız.
dumandan boğularak değil de
rakıdan hallice,
bir o kadar da delice
bütün kurduğumuz hayatlarımız..

kısa veya uzun değil ölçümüz.
çünkü kısa ve uzun görecelidir.
oysa biz göremeyesiceleriz.
belli belirsiz
ve acımasız.

olabildiğince hedeftir umut,
bir tek zaman somut
ve ansız yaşadıklarımız..

25.05.2011

kelimelerim sarhos olmus

kelimelerim sarhoş olmuş peltek peltek konuşuyorlar
ben arkadan ağır ağır giderken onlar peşi sıra kaldırımlarda coşuyorlar
seyircisi olmuşum elalemin bedenlerinin, gözlerinin, dudaklarının
düşlemek hâlbuki daha keyifliymiş ellerini tutmaktan, gözlerine bakmaktan, dudaklarını öpmekten
kelimeler söylüyorlar rakıya bandırılan, şaraba bulanan, birayla kaynatılan, gel
gel diyorlar gel bakma öyle aval aval
soyun da bu tarafa doğru gel
karanlık odalarda uyku uyumak banklarda sızıp kalmaktan beter
masalar deviriyorlar, sandalyelere ağır geliyor endamları fırlatıp duvara atıyorlar
oturmak yerine dans ediyorlar deli fişek
kazanlarca yudumluyorlar içkilerini, keyfin vanası yok
tazyikli yaşıyorlar
sınırsız varlıkla doğmuşlar bana dediler siz de öyle
aramızda tek bir fark var dediler
biz düz doğmuşuz anamızdan siz ters
onun içindir ki biz düz yolda gideriz, hem de dümdüz gideriz
sizse geri geri yaşarsınız düz yolda, hatta terse saparsınız
huyunuz bu terssiniz oğlum ters
 aç dediler gözlerini, kulaklarını, gömleğinin iliklerini, pantolonunun düğmesini aç
boşalalım hep beraber aynı anda yaşamak neymiş sen o zaman gör
sarhoş olmuş kelimelerim peltek peltek konuşuyorlar
onlar önden gidiyor sallana sallana, düşe kalka, bata çıka
gel diyorlar oğlum gel
bakma öyle aval aval soyun da bu tarafa gel

5.05.2011

rötarlıyım sana yarim

rötarlıyım sana yârim
gelmek kadar kalmak
ve gitmek de zor
gelsem eşiğinde duraklarım
yüreğinin
süzülsem ardına
otursam mabedinde tozlandırdığın ipeksi minderlerine
düşlerim sana bakarak elini tutabilmeyi
titrettirdiğin özlemli dudaklarının kıyılarını öpesim
ıslak hislerimi bırakasım gelir
hasretini anlatan
ağlamaklı kadife duygularımı
seni incitirim belki de düşüncesiyle
geri gider adımlarım
kaçışlarımı bırakıp kapında
ve belki de hüzün
bir de tebessüm
fakat gelmek kadar kalmak
ve gitmek de zor
daha güçtür çıktığım merdivenleri inebilmek
sana bakamadan
bakışlarında sana dokunamadan
beni bekleyen dudaklarına bırakamadan buselerimi
yanımda getirdiğim
daha büyük ızdırap aşk sözcüklerini örselemek
bütün arzularımı kusacakken yeniden yutmak
daha güç seni terk etmek
gözlerimi kapatıp
nemli duygularımı silip uzaklaşmak
darlandı yüreğim son seferinde de
boğuldu hisler silsilesinde
rötarlıyım sana yârim
çok üzgünüm
fakat gelmek kadar kalmak
ve gitmek de zor

1.05.2011

hatırladın mı?


hani, hatırladın mı o sabahları?
yarı baygın halde uyanışlarımı
soğuk sıçrayışlarımı
halsiz ve kalpsiz bakışlarımı
aynadaki
kırılıp da kanayan

hatırladın mı dokunuşlarımı?
rüyalarda
gece vakti buluşmalarımızı
sensiz
sessiz çatışmalarımızı
birbiri ardına patlayan damarlarımızdan
fışkırıp da sevişen hücrelerimizi ardından

hatırladın mı kalemimle barıştığım anları?
bilinçaltı düşük yapan sözcüklerimi
kimi zaman parlak bir güneş altında
sıcak
kimi zamansa fısıltıya cevap
düşen çığ altında
soğuk
belki bir ağaç gövdesine kazıdığım
belki de rüzgâra savurduğum bulutlarla

hatırladın mı kaldırım taşlarında susmalarımı?
günün ışımasıyla tanıştığım
ötede
beride
bazen bir çam arkasında
bazense tren istasyonlarında kamp kurmalarımı
sabahları bana bıraktığın sırt ağrılarımı

bir roman bırakmıştım sana saat sekiz buçukta
ecnebi bir kahvehane köşesinde
okudun mu?
vakit biraz daha geç olsaydı şayet
belki bir kitapçıya uğrar
cilt de yaptırır
hediye paketi gönderirdim adresine postayla
belki hatta arkasına imzamı atar
romanın adını da “Sen” koyardım

hatırladın mı şimdi?
daha anlatayım mı?