22.11.2010

özeleştiri...

eski zamanlarda yaşamadık diye
eskisi gibi sevemez miyiz?
mektuplarımızı postayla göndermedik diye
özlemlerimiz mi, yoksa hislerimiz mi samimiyetsiz?
en azından bir zamanlar
bende değildi..

senesini boşver, aylardan haziran idi..
saati de ben boşverdim, ama gecenin dibiydi..
bir mesaj attım, bir cevap geldi..
önce canım yandı, sonra ruhum..
gözlerimden geldi itfaiye ekipleri
biriktirmişlerdi damlaları
cız ederek söndürdüler
ruhumun ve canımın harap olmuş yanıklarını..
işte o gün idi
benim son rakı içemeyişim..

masamın ikinci çekmecesini açtım,
başkası okumasın diye sakladığım yerden çıkardım
sana gönderemediğim 15 şiiri..
eski usül idi o zaman benimkisi,
sadece zarf ve pul eksikti,
tamamlanması an meselesiydi.
iki gün sonra, sana gelmek üzere,
yola düşeceklerdi...
olmadı,
sahilin kayalıklarında
bir kibritin üstüne düştüler
elim bir kazaya kurban gittiler..
işte o gün idi
benim en büyük kerizliğim..

tekrar yazamadıklarım kadar
tekrar hissedemediklerim koyuyor bana..
artık saflık yok
sonuna kadar kirlenmiş büyük sevda,
samimiyet yok,
işin alengirinde her kafa..

17.11.2010

koşar

zaman;
geçmekten hiç utanmaz mısın?

biz çırpınırken
bir parça durmaz mısın?

zaman;
bu acelen niye
er ya da geç
geçeceksin zaten...

zaman;
koşma yorulursun,
yürüsene biraz da
ya da soluklan iki dakika

zaman;
hadi sen koşuyorsun
bizi de koşturmasana...
yapacak çok şey var daha.

zaman;
uzasana
biraz uzansana
biraz da rahatla...

zaman;
müptelan olduk,
hayatımız koşuşturmaca
biraz nefes alsan da
aklımız durulsa ya..

zaman;
en azından gece yavaşla
gece her şey dingin
seni kandıran ışıklara kanma.

işte böyle,
zaman koşar
biz yorluruz
zaman durmaz
biz alışırız
zaman yalan
biz karışığız...

zaman;
dursana...

bir kadeh şaraptaydı yokluğun

bir kadeh şaraptaydı yokluğun.
kadeh tutuşların yoktu,
hafif çakırkeyifliğinle gelen
gülümsemen de...

kadeh kadehe konuşmalarımız da yok
kadehten kadehe gözlerimizle susmalarımız da...

gece
kendi karanlığında kayboluyordu.
ben
karanlıkta susuyordum.
sen
şarabın
bardağa düşerken çıkarttığı sesteki
uzak hüzündün...

kayıp gecede ben
senin uzak hüznüne susuyordum

ışıklarla rahatsız edilmiş
usul bir gecenin içinden çektiğim
daha da usul sigaranın dumanından
sana bakıyordum.

uzayan ama düşmeyen
kül gibi inatçı bir sevdaydı
bu gece hava.

yar canandı amma
şiir de candı..

şimdi bakıyorum da
şiir gibi o hava sendeki.

elimden geldiğince yazıyorum
seni...



7.11.2010

kor ateşlerde yalın ayak yürüyorum

Yine geldi vakit. Seni arayan kor ateşlerde yalın ayak yürüyorum çaresizce, yüreğim bedbaht. Hatırlar mısın sevgiliye özel sözcüklerini dudaklarından dökülen? İnceden bir kapı ziliyle başlardı kalp çarpıntılarımız. Bir gözüm uyuyor açardım kapıyı. Uyku sersemi ruhumu açardın ilk sarılışınla. Kokunu akıtarak yüreğime, kurumuş dudaklarıma bıraktığın narin öpücükle hayat bulurdu sanki asırlarca esarete kapılan bedenim. Bazense ben farkında bile olmadan ayakuçlarında yürür girerdin odama gizeminle adeta. Süzülür, uzanıverirdin boylu boyunca yatağıma. Ardımdan sarılır boynuma, küçük bir tedirginlilikle irkilip, uyanmasın ne olur diye düşünerek gülümserdin uyumakta olan yorgun gözlerime. Belki düşünürdün şirin duygularla "Geç yatmış olsa gerek benim sevgilim" diye. Evet, geç yatmıştım dipsiz sevdam. Uyumamıştım düşüncelerde sen varsın benim için diye. Belki bir şiir yazmıştım duvarlarına, belki de resim çizmiştim tavanına odamın. Hepsi seni andıran düşüncelerde, sonunda teslim olup sana ait olan her düşünceye kaybolmuştum uçsuz bucaksız bulutlar arasında. Dönerken sağ tarafıma bir vakit belirsizce güzel yüzünü ve dünyaların en sevgi dolu nefesini hissederdim sıcaklığını çehremin her bir noktasına bıraktığın. İşte o vakit sevgiliye özel, uyanırdım beyaz rüyalarımdan seninle geçirdiğim. Karşımda adeta gerçekleştiklerini görerek uykulu bir gülümseme bırakırdım gözlerine. Parmaklarımı usulca güzel duygularla yüzünde gezdirdiğimde sabahın olduğunu ve bana geldiğini hissederdim sevgilimin. Beraberce uyurduk mutlulukla sarılan bedenlerimiz bir olup . Şimdilerde uyumuyorum sevgilim. Farkında olmadan dalıyorum yorgunluğumla belirli belirsiz yine seni saran düşüncelerle. Fakat uyanışlarım yalnız oldu benim artık. Sensiz zindanlarda esir uyanır oldum her yeni güne. Ne sen varsın yanımda ne ruhumu uyandıran ilk sarılışların, ne de yüreğime işleyen kokun. Yine geldi vakit. Seni arayan kor ateşlerde yalın ayak yürüyorum çaresizce, yüreğim bedbaht. Bu esaret nereye kadar? Kor ateşlerde yürüyorum ben yalın ayak, yüreğim bedbaht…

bir duman içinden gülümse bana

bir duman içinden gülümse bana

uzaklarda olsan dahi gözlerime

sessizliğinde fısılda bana

sağırlığını yaşamakta olsa dahi kulaklarım

kalbim nitekim seni yaşamakta ilelebet

başladığı o ilk günden senin bilmediğin

ve seni hatırlamakta anı atlamadan bittiğini düşündüğün o güne dek

senin gözlerin buğularına bürünmüş olsa da sözlerimin

ne senden geçtim o gün kalbimde

ne de seni hatırlatan hatıralardan

ertesi gün kalbimi kapında buldum desem sana

kalbim alır beni götürür sen bilmeyesin diye

ne kokular bıraktığım kaldı sana ulaşabilsinler diye

ne düşünceler apartman zilini çalan gecelerin saatlerinde

belki rüyalarında uyanışların oldu kapı tıkırtısına

değildi nitekim beni getiren hislerdi odalarının dört bir yanına

bazen salonda otururdum sensiz, sen uyurdun

ya da kapının önünde ağlamaklı sözcüklerini dinlemekteydi kulaklarım

sen uykulara dalardın bilinçsizce yorgun düşerek

sonra seni arardı rüyalarında, mor perdenin ardında bahçeye bakan

bense geçerdim hislerim seninle olsun diye ön bahçeden arkaya

bir banka oturur kalp atışlarını dinlerdim ardına bakan odandan

sonra usulca uzanırdım caddenin köşesine köpeklere el sallayarak geride bıraktığım

bu gece yine oradaydım, bilmiyorum fark ettin mi?

kütüphanendeki kitaplara konuş ister

belki onlar görmüşlerdir perdenin ardında

onlarda bıraktığım bir mektup var sana ait

sayfaları çok tutuyor, kim bilir nelere ait

sen sadece bir duman içinden gülümse bana

uzaklarda olsan dahi gözlerime

gözlerim senin perdenin ötesindedir sadece

bir bakışın yeter sıkkınlığında bahçe önündeki karanlığa

ben orada olurum, sen perdenin ötesinde

ama uzaklarda olsan dahi…

1.11.2010

sen kimsin?

sen kimsin
aynanın karşısındaki kim
bakıp görmek istediğim misin?
sen benim şizofren gerçekliğim misin?
sen kimsin
karakterin benden güçlü insan mı
suratında aynaya baktı mı değişecek,
sen benim 10 sene sonraki halim misin
yoksa 10 sene önceki halim mi
nedir senle beni karşı karşıya koyan şey
içimdeki sen kimsin?
yoksa sen benim yapamadığım şeyler misin?
bence sen aşık olup onu mutlu edensin
yok bence öylesin
belki evlisin
belki hiç evlenmeyeceksin
sen kimsin
gözlerin benle aynı renk
sakalların aynı
bakışın aynı
duruşun aynı,
ama sen ben değilsin
sen belki ulaşılmayacak gerçekliksin
sen kimsin?
ben kendimle mi konuşuyorum
bence konuşmuyorum.
şu önümde duran parfüm şişelerinin kokusu kadar
gerçek misin?
ya da arkamı döndüm mü
çekip gidecek olan sen misin?
sen kimsin?

doğaçlama kelimeler misin
ardı arkasına gelen cümleler misin?
sen kimsin
benden istediğin nedir,
sen kimsin
benim manyaklığım mısın
psikopatlığım mısın
kimsin kim?
yaptığım hata mısın
yaptığım doğru musun
gerçek misin
gerçekten ben misin
ben gerçekten sen miyim
öyleyse ben kimim?
sen benim gerçekliğimsen
sen benim hatamsan
sen benim doğrumsan
sen benim yaptığımsan
sen benim yapamadığımsan
bunu sen analiz edebiliyorsan
ben kimim?
olması gereken ben miyim sen misin?
benim psikopatlığım mısın
şizofrenim misin?
yoksa sadece içimdeki onlarca benden bir tanesi misin
sen kimsin?
sana okuyacaklarım mısın
okuduklarım mısın
yazdığım mısın
yazacağım mısın
belki bi an gerçekten gidersin
peki benden neyi götürebilirsin
tam sen nerdesin?
benim gözgöze geldiğim gibi misin?
sen kimsin?
karanlık mısın,
aydınlık mısın?
aynı tişörtü dolduran varlık sen misin?
aynada bana ters ters bakan
meraklı gözlerle bakan sen misin?

belki benden irisin
belki benden zayıf
belki benden büyüksün
belki benden cılız
belki benden güçlüsün
ama sen kimsin?
sen ben değilsin..
sen o çocuk değilsin..

benim gözümün içi gülüyor
senin değil
umut varsa benim umudum
senin değil
rüya varsa benim rüyam
senin değil.

sen benim dediklerimi tekrar edemezsin
bunlar benim cümlelerim
senin değil
söylesene sen kimsin
ne kadar gerçeksin,
gerçekliğin neresindesin?