29.09.2010

alkolik geceler seslendiyse sana

alkolik geceler seslendiyse sana

ne olur arkadaş ol bana

gel, otur yanıma benimle birlikte kadeh kaldır

kaldırdığın kadehi fırlat sonra

tekrar eskisi kum tanelerine dönene kadar

gözlerin dalsın uzaklara bakarken cam kırıklarına

uzaklarda gözbebeklerine dokunan bir çift el gördüğünde

yaşlanıversin birden ikisinden önce biri

dökülürken kirpiklerinin arasından soğuk

fakat usulca elmacık kemiklerinden bıyıklarının bitişine dek

ulaştığında üst dudaklarının kenarına

titret alt dudaklarını da bükülsün beraber

fırlat diğer gözbebeğinden öncekine eşlik edecek damlacığı

daha sıcak, daha samimi

yağmurdan önce ısınan hava misali

ardından tutma kendini

bırak gitsin

aksın gitsin hayat gözlerinin önünde

derler ya, “damlaya damlaya...”

öyle olsun ne olacak,

bedenindeki son damlacık da çekilene değin

öyle olsun ne olacak…

peki ya sonrasında?

şerbetse hayatın şekerli,

tuzsa hayatın tuzlu…

sense,

ya varsındır bütünüyle

ya da yoksundur tümüyle…

27.09.2010

duble/iki

anason koktu
önce tiksindik
ve yavaş yavaş değil,
bir anda büyüdük biz.
yiğidin harman olduğu değil de
bırak harmanı,
derman bulamadığı yerlerdeydik.
önce anason koktu
sonra irkildik
azar azar değil
kıyaklı dubleleri indirdik biz.
keyfi ayakkabısından gıcır
fikri yakasından hür
gönlü sakallarından gür
"yolunu henüz kaybedememiş;
ancak her an kaybedebilecek"
delikanlılığı serserilik zannedebilecek,
ve çivi çiviyi söker deyip
derdinin içine derman sokmayan
onun yerine ağlayıp sızlayan
ve cümleleri kolay kolay sonlandıramayan
ilk görüşte değil de
her görüşte aşık olan
ve her nasılsa bir şekilde
hayatı tek geçebilecek
birkaç iyi adamdık biz.
önce gözlerimiz karardı,
ancak sendelemedik.
ağır ağır değil,
bir saniyede devrildik biz.

kim bilir kaçıncı kez yırtışımız
bu "sevgiliye son mektup"u...
kaçıncı yemin bozuşumuz
ve ben saymadım ama
sayanın yalancısıyım,
kaçıncı kez savruluşumuz?
iki diyorlar bana,
ilk kez ne zaman iki dedim acaba?
belki böcek sayıyordum
ya da saymaya yeni başlıyordum.
sahi, sen o zaman yoktun.

iki, anlamsızdı işte
ne güzeldi, sen yoktun.
iki ne ara duble oldu
ne ara yazılar koptu
neden ayrılık piyangosu bize vurdu
hatırlayamıyorum.

anason koktu
bu sefer sevdik
sahi, ne ara büyüdük biz
ne oldu da kirlendik?

10.09.2010

geceleri çaresiz uyandığımda

geceleri koltuk tepesinde
sızıp sızıp
yatağıma taşınma seanslarımda
tekrar uyumadan önce
son kez
seviyorum seni.

çaresiz nefeslerimin
boş debelenmelerinde
sigara dumanına
son selamı çekerkenki gibi.

uyandığımda
tekrar sevebilsem seni
tekrar sızana kadar hem de.
sonrası uykuya hapis.

senle bin gece uyumanın
sensiz bir gece uyumaktan farkı olmalıydı
yokmuş.
her ikisinde de uyku hüküm
yatak koğuş.

tek fark koğuşun mevsimi
senle daha ılıman olan.

buz gibi gecenin
karanlığına karışır
bir maça valesinin
sessiz hikayesi

ve bir damla
uyku kokusuydu
gerisi.

1.09.2010

ben, aynı ben, başka ben

uzun ve derin nefes alabilsem bir kez daha
o eski kokan, çocuk kokan bir tutam hayatımdan.
bir yol bulsam
dönüversem, kaçıversem hızlıca.
ardımda değil de, önümde bırakabilsem anılarımı..
bir an bulsam eskilerden
tekrar gözlerim dolsa sevinçten.
en çocuksu kahkahamı bulsam..
sıkıca sarılsam, hiç bırakmasam.
viskiyle değil de
sütle huzuru bulsam.
o en temiz, en el değmemiş halime sorsam
"büyüyünce ne olacaksın çocuk?" diye,
"sen değil" dese bana
yüzüme vursa acımadan..
o en hüzünlü kendimi bulsam
koysam kafamı omzuna
onunla birlikte ağlasam...