31.12.2010

orantı

doğru orantılı,
aşk ile alkol,
alkol ile sigara,
sigara ile hayallerin büyüklüğü..
ters orantılı
ömür ile aşk,
aşk ile kavga
kavga ile şiirlerin uzunluğu..
şimdi oranla sen
aşk ile şiiri
alkol ile ömrü
hayaller ile zamanı..
kafan karıştıysa üzülme.
son yaşadığın aşkı düşün..
koy denklemin bir tarafına kavganı
diğer yanına da hayatı.
çiz iki paralel çizgiyi üst üste,
eğer sağlanamadıysa ölümcül eşitlik
gel, durma..
tükür bu dünyanın yüzüne

26.12.2010

bilen adam...

içmesini bilen adam
sevmeyi beceremeyendir.
en yapılmazını yapan,
kendine zarar verendir..
sıradan sevemez
olağan olmaz, olamaz
zamanı gelince durmaz
zamansız gider,
yeri geldiğinde de dönemez.
dönülmez noktada içer,
içtikçe hatırlar..
sevdiğini sandığına gönderilen
tüm iyi niyetlerini,
tüm hayallerini
en romantik haliyle
kafasına kurşun sıkar gibi
bir anda, bir salisede
öldürür, ezer geçer.
onun için sıradandır
herkes için sıradışı olan şeyler..
belki bu yüzden ona takıntılı derler,
belki de zavallılığın dibinde bir şizofren..
ama o hiç birisidir.
o sadece
içmesini bilen
sevmesini ise beceremeyendir..
o bendir
o, sendir.
o, bizdir..

18.12.2010

yemek tarifi

dibi tutmasın diye karıştırırken
kendi kendimin geçmişini,
tuzu eklemeyi unuttuğumu farkettim birden..
gerçi tuzu sonradan da eklerim
ama aynı tadı vermez hiçbirinde..
sonra düşününce tuzu sevmem aslında ben
tuzsuz daha lezzetli gelir geçmişim..
belki kıtır ekmek niyetine birkaç çıtır eklerim
bakarsın sıcacık olur bütün ümitlerim.

karın tokluğuna sevmişim aslında seni,
yani çorbayı, yani geçmişi..
karnım açken gelmiş aklıma
tuzun sen, pul biberin ben olduğu günler.
o yüzden özlemişim, o yüzden aramışım varlığını,
bak artık iştahım kaçtı
demek ki ne tuza gerek var
ne acı yerine bibere..

15.12.2010

kafam hep güzeldi

bir damla şarap ile sevdim seni

baş dönmesi gibi

yarım şişede aşıktım,

1 şişede tutkun…


bir nefes dünya ile sevdim seni

sigara kıskandı halini

yarım pakette kör kütük,

1 pakette düpedüz tutsaktım.


bir avuç yaşam ile tutundum sana

saniyeler şahit,

dakikalar şahit,

saatler ve günler ise şahitti.


kafam güzel olduğundaki gibi

durmadan döndüm sana.

dünya kafir

aşk kafiydi


elimde hep bir bardak şarap

ağzımdan eksik olmayan sigara

ve kafam hep güzeldi.

yaşamak da Sen’le güzeldi…

13.12.2010

Yaşamak Gerek

içinden geldiği gibi yaşamak gerek

kasmadan

bir sarhoş narası gibi yaşamak gerek

bir şarap şişesinde yaşamak

kalitelisini aramadan

belki bir rakı şişesinde yaşamak üç beş kişi olunca etrafında

sohbetiyle çalakaşık yudumlayarak

bir sigara dumanında yaşamak

izmaritine kadar değil

dibine kadar çekerek

düşünmeden ötesini

dipsiz kalana dek

ben şu anda bir şiir misali yaşamayı anlatıyorum gece nöbetinde

noktası gelecek cümle misali yaşıyorum

sensizliğinde soluksuzluğu

ciğerlerim illet tutmuş

damarlarım seni öksürüyor bedenimde hapsettiğim

bense kalan son nefesimle

bir parça daha senden çekiyorum içime

bitecekse öyle bitsin istiyorum

doktorun yazdığı reçete bana

sanki ölümsüz yaşıyorum ayaklarımın üzerinde

gece yattığımız yer toprak üstü değil mi ki zaten

ne olacak

bir gün de iner

altında yaşamaya alışırız

ne fark eder…

11.12.2010

İzlerinden Belli

üzerimden akan lavların bıraktığı izlerde yürüyorum şu sıralar
şekilsiz görüntüler arasında dolanıyorum
sıcaklığı kalmış mıdır ki artık yanan ateşin?
yoksa vakit çok mu geçtir
sönmüş müdür ki mum alevi?
dokunsam mı fitiline
yanar mı ki parmağım dokunuşumda
yoksa yerinde bir kor bırakmış
kendi izlerinin ardına mı saklanmış anılarıyla aydınlık emsali?

mum bile olsa yaşanmışlığını bırakır ardında
İilerinden belli
bir kıvılcım bile olsa gelir kalbine dokunur
ritmi değişir sen farkında olmadan
ne mumdur yaşadığım
ne de kıvılcım
senin sandığının aksine
volkan patlamalarıdır viran şehirler bırakan ardında
izlerinden belli

3.12.2010

son gün

sana değer verdiğim son gün diyelim buna.
bir damla gibi süzülüp aktığın son an,
ve elime bulaştığın son lekesin.
bitmemiş cümlelerin, devrik kalmış öznesisin.
kokunun burnuma son gelişi bugün
önümde kurumuş karanfiller,
ve bambaşka konuşan kişiler
onları duyamayışımın son seferi bu kez
çıkışı olmayan son gece..
peşin hükümler giydim artık
gönderilmemiş bir anı bile kalmadığında
hayatımda adını yazdığım son kağıdı da
hüsranları da rüyaları da yırtıp attım..
senin son kırmızılığının bulaştığı beyaz şarapta
ve nüshalar aslından gerçek olduğunda
karanlıkta yazdığımı farkettim birden.
bu, senin beni son kez kararttığın gece..

22.11.2010

özeleştiri...

eski zamanlarda yaşamadık diye
eskisi gibi sevemez miyiz?
mektuplarımızı postayla göndermedik diye
özlemlerimiz mi, yoksa hislerimiz mi samimiyetsiz?
en azından bir zamanlar
bende değildi..

senesini boşver, aylardan haziran idi..
saati de ben boşverdim, ama gecenin dibiydi..
bir mesaj attım, bir cevap geldi..
önce canım yandı, sonra ruhum..
gözlerimden geldi itfaiye ekipleri
biriktirmişlerdi damlaları
cız ederek söndürdüler
ruhumun ve canımın harap olmuş yanıklarını..
işte o gün idi
benim son rakı içemeyişim..

masamın ikinci çekmecesini açtım,
başkası okumasın diye sakladığım yerden çıkardım
sana gönderemediğim 15 şiiri..
eski usül idi o zaman benimkisi,
sadece zarf ve pul eksikti,
tamamlanması an meselesiydi.
iki gün sonra, sana gelmek üzere,
yola düşeceklerdi...
olmadı,
sahilin kayalıklarında
bir kibritin üstüne düştüler
elim bir kazaya kurban gittiler..
işte o gün idi
benim en büyük kerizliğim..

tekrar yazamadıklarım kadar
tekrar hissedemediklerim koyuyor bana..
artık saflık yok
sonuna kadar kirlenmiş büyük sevda,
samimiyet yok,
işin alengirinde her kafa..

17.11.2010

koşar

zaman;
geçmekten hiç utanmaz mısın?

biz çırpınırken
bir parça durmaz mısın?

zaman;
bu acelen niye
er ya da geç
geçeceksin zaten...

zaman;
koşma yorulursun,
yürüsene biraz da
ya da soluklan iki dakika

zaman;
hadi sen koşuyorsun
bizi de koşturmasana...
yapacak çok şey var daha.

zaman;
uzasana
biraz uzansana
biraz da rahatla...

zaman;
müptelan olduk,
hayatımız koşuşturmaca
biraz nefes alsan da
aklımız durulsa ya..

zaman;
en azından gece yavaşla
gece her şey dingin
seni kandıran ışıklara kanma.

işte böyle,
zaman koşar
biz yorluruz
zaman durmaz
biz alışırız
zaman yalan
biz karışığız...

zaman;
dursana...

bir kadeh şaraptaydı yokluğun

bir kadeh şaraptaydı yokluğun.
kadeh tutuşların yoktu,
hafif çakırkeyifliğinle gelen
gülümsemen de...

kadeh kadehe konuşmalarımız da yok
kadehten kadehe gözlerimizle susmalarımız da...

gece
kendi karanlığında kayboluyordu.
ben
karanlıkta susuyordum.
sen
şarabın
bardağa düşerken çıkarttığı sesteki
uzak hüzündün...

kayıp gecede ben
senin uzak hüznüne susuyordum

ışıklarla rahatsız edilmiş
usul bir gecenin içinden çektiğim
daha da usul sigaranın dumanından
sana bakıyordum.

uzayan ama düşmeyen
kül gibi inatçı bir sevdaydı
bu gece hava.

yar canandı amma
şiir de candı..

şimdi bakıyorum da
şiir gibi o hava sendeki.

elimden geldiğince yazıyorum
seni...



7.11.2010

kor ateşlerde yalın ayak yürüyorum

Yine geldi vakit. Seni arayan kor ateşlerde yalın ayak yürüyorum çaresizce, yüreğim bedbaht. Hatırlar mısın sevgiliye özel sözcüklerini dudaklarından dökülen? İnceden bir kapı ziliyle başlardı kalp çarpıntılarımız. Bir gözüm uyuyor açardım kapıyı. Uyku sersemi ruhumu açardın ilk sarılışınla. Kokunu akıtarak yüreğime, kurumuş dudaklarıma bıraktığın narin öpücükle hayat bulurdu sanki asırlarca esarete kapılan bedenim. Bazense ben farkında bile olmadan ayakuçlarında yürür girerdin odama gizeminle adeta. Süzülür, uzanıverirdin boylu boyunca yatağıma. Ardımdan sarılır boynuma, küçük bir tedirginlilikle irkilip, uyanmasın ne olur diye düşünerek gülümserdin uyumakta olan yorgun gözlerime. Belki düşünürdün şirin duygularla "Geç yatmış olsa gerek benim sevgilim" diye. Evet, geç yatmıştım dipsiz sevdam. Uyumamıştım düşüncelerde sen varsın benim için diye. Belki bir şiir yazmıştım duvarlarına, belki de resim çizmiştim tavanına odamın. Hepsi seni andıran düşüncelerde, sonunda teslim olup sana ait olan her düşünceye kaybolmuştum uçsuz bucaksız bulutlar arasında. Dönerken sağ tarafıma bir vakit belirsizce güzel yüzünü ve dünyaların en sevgi dolu nefesini hissederdim sıcaklığını çehremin her bir noktasına bıraktığın. İşte o vakit sevgiliye özel, uyanırdım beyaz rüyalarımdan seninle geçirdiğim. Karşımda adeta gerçekleştiklerini görerek uykulu bir gülümseme bırakırdım gözlerine. Parmaklarımı usulca güzel duygularla yüzünde gezdirdiğimde sabahın olduğunu ve bana geldiğini hissederdim sevgilimin. Beraberce uyurduk mutlulukla sarılan bedenlerimiz bir olup . Şimdilerde uyumuyorum sevgilim. Farkında olmadan dalıyorum yorgunluğumla belirli belirsiz yine seni saran düşüncelerle. Fakat uyanışlarım yalnız oldu benim artık. Sensiz zindanlarda esir uyanır oldum her yeni güne. Ne sen varsın yanımda ne ruhumu uyandıran ilk sarılışların, ne de yüreğime işleyen kokun. Yine geldi vakit. Seni arayan kor ateşlerde yalın ayak yürüyorum çaresizce, yüreğim bedbaht. Bu esaret nereye kadar? Kor ateşlerde yürüyorum ben yalın ayak, yüreğim bedbaht…

bir duman içinden gülümse bana

bir duman içinden gülümse bana

uzaklarda olsan dahi gözlerime

sessizliğinde fısılda bana

sağırlığını yaşamakta olsa dahi kulaklarım

kalbim nitekim seni yaşamakta ilelebet

başladığı o ilk günden senin bilmediğin

ve seni hatırlamakta anı atlamadan bittiğini düşündüğün o güne dek

senin gözlerin buğularına bürünmüş olsa da sözlerimin

ne senden geçtim o gün kalbimde

ne de seni hatırlatan hatıralardan

ertesi gün kalbimi kapında buldum desem sana

kalbim alır beni götürür sen bilmeyesin diye

ne kokular bıraktığım kaldı sana ulaşabilsinler diye

ne düşünceler apartman zilini çalan gecelerin saatlerinde

belki rüyalarında uyanışların oldu kapı tıkırtısına

değildi nitekim beni getiren hislerdi odalarının dört bir yanına

bazen salonda otururdum sensiz, sen uyurdun

ya da kapının önünde ağlamaklı sözcüklerini dinlemekteydi kulaklarım

sen uykulara dalardın bilinçsizce yorgun düşerek

sonra seni arardı rüyalarında, mor perdenin ardında bahçeye bakan

bense geçerdim hislerim seninle olsun diye ön bahçeden arkaya

bir banka oturur kalp atışlarını dinlerdim ardına bakan odandan

sonra usulca uzanırdım caddenin köşesine köpeklere el sallayarak geride bıraktığım

bu gece yine oradaydım, bilmiyorum fark ettin mi?

kütüphanendeki kitaplara konuş ister

belki onlar görmüşlerdir perdenin ardında

onlarda bıraktığım bir mektup var sana ait

sayfaları çok tutuyor, kim bilir nelere ait

sen sadece bir duman içinden gülümse bana

uzaklarda olsan dahi gözlerime

gözlerim senin perdenin ötesindedir sadece

bir bakışın yeter sıkkınlığında bahçe önündeki karanlığa

ben orada olurum, sen perdenin ötesinde

ama uzaklarda olsan dahi…

1.11.2010

sen kimsin?

sen kimsin
aynanın karşısındaki kim
bakıp görmek istediğim misin?
sen benim şizofren gerçekliğim misin?
sen kimsin
karakterin benden güçlü insan mı
suratında aynaya baktı mı değişecek,
sen benim 10 sene sonraki halim misin
yoksa 10 sene önceki halim mi
nedir senle beni karşı karşıya koyan şey
içimdeki sen kimsin?
yoksa sen benim yapamadığım şeyler misin?
bence sen aşık olup onu mutlu edensin
yok bence öylesin
belki evlisin
belki hiç evlenmeyeceksin
sen kimsin
gözlerin benle aynı renk
sakalların aynı
bakışın aynı
duruşun aynı,
ama sen ben değilsin
sen belki ulaşılmayacak gerçekliksin
sen kimsin?
ben kendimle mi konuşuyorum
bence konuşmuyorum.
şu önümde duran parfüm şişelerinin kokusu kadar
gerçek misin?
ya da arkamı döndüm mü
çekip gidecek olan sen misin?
sen kimsin?

doğaçlama kelimeler misin
ardı arkasına gelen cümleler misin?
sen kimsin
benden istediğin nedir,
sen kimsin
benim manyaklığım mısın
psikopatlığım mısın
kimsin kim?
yaptığım hata mısın
yaptığım doğru musun
gerçek misin
gerçekten ben misin
ben gerçekten sen miyim
öyleyse ben kimim?
sen benim gerçekliğimsen
sen benim hatamsan
sen benim doğrumsan
sen benim yaptığımsan
sen benim yapamadığımsan
bunu sen analiz edebiliyorsan
ben kimim?
olması gereken ben miyim sen misin?
benim psikopatlığım mısın
şizofrenim misin?
yoksa sadece içimdeki onlarca benden bir tanesi misin
sen kimsin?
sana okuyacaklarım mısın
okuduklarım mısın
yazdığım mısın
yazacağım mısın
belki bi an gerçekten gidersin
peki benden neyi götürebilirsin
tam sen nerdesin?
benim gözgöze geldiğim gibi misin?
sen kimsin?
karanlık mısın,
aydınlık mısın?
aynı tişörtü dolduran varlık sen misin?
aynada bana ters ters bakan
meraklı gözlerle bakan sen misin?

belki benden irisin
belki benden zayıf
belki benden büyüksün
belki benden cılız
belki benden güçlüsün
ama sen kimsin?
sen ben değilsin..
sen o çocuk değilsin..

benim gözümün içi gülüyor
senin değil
umut varsa benim umudum
senin değil
rüya varsa benim rüyam
senin değil.

sen benim dediklerimi tekrar edemezsin
bunlar benim cümlelerim
senin değil
söylesene sen kimsin
ne kadar gerçeksin,
gerçekliğin neresindesin?

31.10.2010

o kafalar bu kafalar

ben bir kafa yaşıyorum doktor
ne dertler yoruyor beyin kıvrımlarımı
ne aşklar pompalattırıyor deli fişek gibi kalbe kanı..
ben bir kafa yaşıyorum,
bu öyle bir şey ki,
bakınca iki tane kendimi görüyorum.
biri hala aynı şeyleri söylüyor,
ötekisi zamanının ötesinde
belki bambaşka bir aşkının gölgesinde..
ben bir kafa yaşıyorum doktor.
aslında ben yaşamıyorum,
kafam yaşıyor.
kurduğu cümleleri kendine soruyor,
kendi kurduğu tuzaktan
kendisi kaçamıyor.

29.10.2010

gecenin kirpikleri ıslak

kirpikleri ıslak bir gecenin
koynundaydık sessizce,
dünyanın makyajı akarken üzerimize
arınıyorduk sinsice.

gece ağlarken sevdiğim
biz uyurken hem de,
yıkanırken tüm günahlar
gündüzün yalancılığına doğru
kuytu bir yolculuktaydık.

gecenin içinde
gündüze hazırlanıyor
ve dünyaya arınıyorduk.

çünkü gündüz iki yüzlü
kabul etmez bizi
olduğumuz gibi.

gecenin kirpikleri ıslak
usulca ağlardı halimize.

gece belki karanlık ama
hepimizden delikanlıydı.


17.10.2010

yaşamımın gerçekleri

yaşayamamamın gerekçeleridir
yaşamımın gerçekleri,
senin benim değil
sadece belli bir kişinin görebilecekleri..

uzaklaşmak değilse de
yakınlaşmak hiç değil benim düşüncelerim
geri düşündüklerim
geri düştüklerim
yeni düşlerim,
yenik düşlediklerim..

kendi kendime bir sürüncemedeyim
geride kaldı sürüklediklerim
ve yangın kaldı sürdürebildiğim
içimde alev alev ve söndüremediğim..

damarımdan daha yakın bir kırmızı
belki de kızıl
göz bebeklerim.
hep beklediklerim
ya da
kızabildiklerim..

bir gün tekrar geldiğimde
göreceksin sen de,
işte bunlardır benim geri dönüşlerim
birkaç farklı surat dönüşebildiklerim.
tek bir silüet dönüştüremediğim
o da sadece senin yanında
yalnızca bir maskedir düşürebildiğim..

zarar hep bendendir
çıkarabildiklerim
toplayabildiklerim...

gerisi bir tutam ziyandır
ihtimallerim,
suistimallerim..

16.10.2010

her şey sana dair...

bir sessizlik almış şehri gidiyor

ağaçların hışırtısı fısıldıyor kulağıma

böylesi bir günde ölmek bile keyifli olur

uğruna sana dönebilme hayalinin

parmak uçlarım üşüyor şu güneşli günde

göstermelik bir gülümseme bırakıyor gözlerime

koca şehir üşüyor, karşımda buz tutuyor

hislerim yavaştan kayboluyor yaşama dair

beni ayakta tutan nedir, soruyorum mütemadiyen

ya sensin cevap

ya da her şey sana dair…

15.10.2010

aşikar yokluğunda gurbet yaşıyorum

şu taşan suyun hışırtısıyla

dalgalanır yine yüreğim çayır kenarlarında

geceye karşı yırtılırken sessizlik

mısralarımla bir şarkı misali dökülen mırıldanırcasına

sen beni benden ettin ya

gönül ferman dinlemeden

gündüzü, geceyi

hepsini bir ederek an be an

susmak veya haykırarak ağlamak dinlemeden

derbeder kadehleri parçalarken kalbimle beraber kanatan

çiğnedim bütün anıları birer birer

her bir köşesinden sen fışkırdın

bastım çamurlara battım

kaybolasıya geri dönmek düşünmeden

bir vakit bile olsun istemeden hem de

fütursuzum seni bulana dek devrana karşı

farkeder mi bilsen acaba

aşikar yokluğunda gurbet yaşıyorum yaşam içerisinde…

14.10.2010

Güler yüzlü kadın

Ruhum renksiz

ve bir acıyla iki büklüm.

Ruhum İstanbul'un üzerine yağmurla

çöken is gibi kirli.

Ruhum eksik...

Ruhum bir kadını arıyor

eski hayallerden...

Ruhum yanıyor

ama yanıyor ki ne yanmak...

Acı ruhumun en küçük yapı taşı

atomlarımı paramparça ettiği,

kalbimi tam nefes aldığı yerden

deldiği

mezalim zamanında...

Ruhum İzmir'de bir hastane morgunda

sonra musalla taşına uyur gibi uzanmış

bir kadının yanında yatıyor.

Ruhum Bodrum'da

denize nazır bir mezara gömüldü sonra.

Ölmüş vücudumda

hareket eden acı,

bir kadının görüntüsünü getiriyor

gözümün önünden.

Normalde kıpkırmızı olan yanakları sararmış,

Pembe dudakları havasızlıktan morarmış

Sımsıcak elleri, kuzey kutbu.

Kadın,

uzayın

güneş görmeyen

herhangi bir yeri gibi soğuk.

Yaşam O'nu değil,

O yaşamı terketmiş.

morgda,

soğuk kadının tam önünde bir genç adam...

Yerinde kaskatı,

ayakta ölmüş,

tam ölümün son noktasında.

Tuttuğu nefes ağzından kaçııverdi sonra

döndü tam o noktadan bedeni.

dönen beden,

ruhun o kadınla beraber

tabutun içinde kan ağlamasını

ve diri diri gömülmesini sonra

izledi.

Ruhu konduramamıştı ölümü kadına

genç adamın,

Kıyamamıştı.

Genç adamın ağzından

bir nefes

çıkmıştı, yaşam fiziksel boyutlarda

dönmüştü adamın bedenine.

metafizik depremlerde

ruhu çökmüştü yalnız

bir göçük altında

ve

yatıvermişti kadının yanına.

Genç adam,

ciğerleri dıları süzülene dek

bağırmak istemişti,

olmamıştı, ama ruhu bedeninden

çıkacak kadar bağırabilmişti işte,

sessizce...

O kadın, genç adamı o kadar sevmişti ki sağken

ve hala seviyordu ki ölüyken bile

adamın ruhu bırakamamıştı kadını.

Bedeni de ne kadını

ne de kendi ruhunu

bırakmak istemezcesine

sarılmıştı tabuta yol boyu.

Şimdi mezarın başında

genç adam.

mezarın içindeki ruhunu neyse ya

kadını çok özlüyordu

3 boyutlu loş dünyada.

Zaten ruhu kadına bağlıydı ya,

o yüzden inanmamıştı

ölenle ölünmez diyen

gereksiz teselli canavarlarına

ve gömmüştü bir parçasını

kadınla sonsuzluğa...

beden kalmıştı tek.

toprağın altında,

ruhu kadınla.

bedeni buz gibiydi genç adamın,

huzursuz.

ruhu ise sıcak ve mutlu

o kadınla...

tam mezarının karşısındayım

o kadının,

elimde kadının kolyesi.

ruhum mezarda kadınla...

O kadın, o ölümü konduramadığım

o Güler yüzlü kadın...

Benim babaannemdi.

kasım 5. 06

13.10.2010

güler

kelimeler seni geri getirse
virgülsüz konuşurdum inan,
bir an susarsam
ölürsün diye korkardım.

sen anlat bana
ölüler de ölür mü?

öylesine yazılmış şiirlerin
öylesine yazılmış mısralarında
faydası olsaydı kelimelerin,
yokluğuna çare olmak için
durmadan yazardım ben

görüyorsan sen anlat bana,
ölüler görür mü?

ardından ağlasam
gözyaşlarıma karışsa sözyaşlarım
duyar mıyım kokunu bir kez daha
elin değer mi elime
ve
elin elime değidiği anda
gülümser misin acaba

peki sen anlat bana babaanne
ölüler hiç Güler mi?



12.10.2010

arkadaş

arkadaş,
boş bira şişelerinin değil
dolu beyinlerin
ve dolu kalplerin ardından
karmaşıklıkların arasından
cila niyetine değil de,
ana yemek kıvamında rakılarla
bir o kadar da dostça şarkılarla
sesleniyorum işte sana
arkadaş!

mumlarla beraber yanıyor kelimeler
belki bir an çıra gibi olur
belki de anında söner
ama kim bilir
anlatılanlar değil de
anlatılamayanlar gerçeği döker
arkasına bakmayanlar değil de
arkası umurunda olmayanlar
çıkar bir gün
bizde olamayanı
bizde asla olamayacağı
bize acımasızca söyler
arkadaş...