15.03.2011

sigara bakışı

sen bir şey yapma dur,
ne ağzından çıksın kelimeler
ne de gülümse bana
sadece bak...

beni de bırak,
bırak
bir nefes daha alayım sigaramdan.

işte böyle sürsün gece
ben sigara içeyim
sen bana bak,
öleyim.

zaten
beni sigara dumanı değil de
bir güzel bakışın
öldürüyordu
derinden.

sonra,
sonra bir sigara yak
önümdeki küllüğe bırak
ben ölüyüm
sen git.

bir sigara bakışında yit...

kahkaha

dünya bir gülümseme ile açar mı
açıyordu işte.

hayattı bu da be
yeri geldi mi acıyor
bazen kanıyor
zaman zaman sarhoş olup
çoğu zaman da sızıyor.

hayat ya elimizdeki,
kararıyor bazen.
hiç elim kararır mı
kararıyordu işte.

sonra sen gülüyordun,
şen kahkahaların açıyordu karanlık üstünde
ben seni kalemle
derime yazıyordum.

kahkahalarını da kağıda...

inanır mısın,
kağıt aydınlık açıyordu.

2.03.2011

hatlar kesik

Hatlarıız bir gelip bir gidiyor. Sürekli birileri, hoşlarına gitmeyen şeyler için diğer insanların haklarına zerre saygı göstermeksizin kendilerine avantaj sağlayacak her şeyi yapıyorlar.

Youtube kapandı, Grooveshark kapandı, Fizy kapandı derken şimdi de Blogspot. Hani bildiğin benim kendi özel alanım diye sevindiğim, kimseye faydası olmayan ama zararı da olmayan sözlerimi paylaştığım alanım. Hani her duygumun yansıdığı yer...

Her insan bu alanını yasal sınırlar içerisinde istediği denli kullanabilmeli. Yasal sınırlar da ister mantıklı gelsin ister mantıksız, uyulması gereken sınırlar. Digitürk'ün milyonlarca lira verip aldığı yayın haklarını kaçak olarak yayınlamak elbette Digitürk'ün ticari olarak kabul edebileceği bir şey değil.

Fakat birkaç kişi kendi alanlarını bu şekilde kullandı da Digitürk zarar gördü diye benim kendi kelimelerime ulaşmam imkansız kılınıyorsa, işte o zaman ortada bir problem var demektir. Türkiye'de hala bir sitenin belli bölümüne erişimi engelleyecek teknoloji yoksa bu, ifade özgürlüğü olan ve bunu yasal sınırlar içerisinde kullanan ben gibi vatandaşların sorunu değildir. Devlet'in kendi sorunudur. Devletin kendi sorunlarının cezasını sorumluluğu olmayan bireylere çektirmesi ancak üçüncü dünya ülkelerinde kabul edilebilir bir davranıştır. Bireyleri kulları olarak gören devlet yapısı 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren çöküşe geçmiş köhne bir yapıdır.

Yok eğer Türkiye'de böyle bir teknolojik imkan var da büyük şirket ya da birey avukatları bunu bilmiyorsa bu ülkenin eğitim sisteminin ezberci ve beleşçi bireyler yetiştirdiğinin kanıtıdır. Bu imkanın varlığını dahi araştırmaya zahmet etmeden direkt olarak toptan bir siteye erişimin engellenmesi istemi ancak beleşçiliği ve işini sağlama almaya çalışma kisvesi altında bir tembel cahilliğe işarettir. Böyle bireylerle hukuk ilerleyecekse ülkenin hali iflah olacak gibi değildir.

İnsanların ifade özgürlüğü anayasal haklarıdır. Bunun bilincinde olmadan engelleme istemine evet yanıtı veren hakimler muhakeme yeteneğinden yoksun demektirler. Herkes muhakeme yeteneğine sahip olacak diye bir kaide olmasa da hakim gibi adalet sisteminde çok önemli bir yer tutan bireyin muhakeme yeteneği olması önemlidir. Bir markanın ticari zarar görmesi engellenmek için çok daha büyük bir kitlenin anayasal hakkının mahkeme kararıyla ihlal edilmesi ise faşizmin falan değil; tembelliğin hukuk kisvesi ile meşrulaştırılmasıdır.

İnsanını DNS ayarları konusunda uzman hale getirmek hiçbir erk sahibinin haddi değildir. Yasalara saygılı olan insanların anayasal haklarının bir marka için mahemelerce ihlal edilmesi komiktir. Devletin insanlarını salak yerine koyup koyun gibi gütmeye çalışması; karşısında hizmet etmek ile sorumlu olduğu bireylere saygısızlıktır.

Benim kelimelerim bana göre dünyadaki en değerli kelimelerdir. Bir başkasının da şüphesiz kendi kelimeleri...

Ben, biz, bizler kıçımızı yırtsak da en nihayetinde biliyorum ki "Faydası Yok"...

Ama en azından yarın öbür gün "kıçımı yırtmadım, koyun gibi kırpıla kırpıla bi' hal oldum, ne zaman keserlerse de o zaman enfes pirzola çıkar benden zaten" demiş olmayacağımın huzuru yeter.

20.02.2011

yeryüzü arafı

gece,
hüzünlerimi anlar gibidir bazen...
bir anda yağar benimle,
gök gürültüsüz
hatta neredeyse bulutsuz
yavaşça,
iz bırakmadan.

gece,
seni de anlar gibidir bazen...
sen gürleyince susar,
gürlemeye dahi cesareti olmadan
usuldan yağar.

zaman,
beni tanımaz gibidir çoğunlukla
uçar gider
ve ne kadar bağırsam da
beni
nedense hiç görmez.

gece,
bazen anlamaz beni...
işte
o zaman anlarım,
yapayalnızım.

o kadar yalnızım ki
gece gidince
gündüz bile gelmez
zaman görmez

ve yeryüzü arafında
bir taraf değil,
her taraf yanar.

şanslıysam,
inceden yağmur yağar,
ben
yağmurla susar,
akar
giderim..

19.02.2011

betimleme

zararsız
ve uysal.
ama biraz huysuz biraz da utangaç.
yeri geldiğinde asabi
zaman zaman asi
ama bazen kuzu kıvamında sakin.

bir başka anlatması aslında seni..
bir başını tutturamadım
bir de nihayetini..

kan kaynar ya hani
iç ısınır
alev alır mangal gibi..
cayır cayır korlaşır kömür
ve yitip gider dakika dakika ömür..
işte öyle bir başka aslında
iki yüz yirmi üç günün tenhasında
on altı saat otuz dört dakika safhasında..

hiç dokunmadan

kelimelerle
oturdum bugün.
saatleştik dertlerce
ve seni de dahil olmak üzere
hayatımı anlattım onlara.

sen hiç
kelimeler söylemiyorsun
benden,
biliyorum...

oysa yazın,
iki insanın
birbirine dokunmadan
sevişebilmesiydi...

sen hiç dokunmadan sevişmedin benimle.

7.02.2011

asi

Ne zaman
gereksiz bir huzursuzluğa kapılsam
giderim...

Bedenimden alır başımı
ve
arkama bakmaz
sadece
ve bilmeden
giderim...

önce
ruhum bedenimde titrer,
bedenim
karşı koyar çaresiz,
ama ruhum
bulduğu ilk nefes aralığından
süzülür...
gider.

Bazen karlar arasında
bir harikalar diyarında;
bazen geceye huzurla bakan
bir başka yerdeki
sessiz koltuğa yayılmış;
arada bir
yatakta,
ter ve günah içinde
gizli bir özgürlüğe
dibine kadar batmış.

çokça köşesinde gizli
nadiren dışarılarda deli.

en çok da
yazdan kalma güneşle
sevişen bir kış günü,
pastel boyalarla yapılmış
derin bir koy kenarında
karşılıklı denizle susarken
asi...

ve biraz da
acıyla karışık gülümserken
mazi.