7.10.2011

eşitiz

madem eşitiz,
üşüyorum güzelim
ceketini koy omzuma
bir sürpriz yap bana,
el ele tutuşumuzun
26. gün dönümünü unutma.
babamdan iste beni,
bana bak bir ömür boyunca.

madem eşitiz,
evime kadar bırak beni, korkarım.
mangalı sen yak,
salatayı ben yaparım.
şu iki poşeti de sen taşı,
hele aç bakayım şu kapıyı,
kaprisime katlan, yersin afray tafrayı.

öncelikte gözüm yok,
çocukları anlarım da
sen niye benden önemlisin?
varsa tehlike işin ucunda
benden evvel gidemezsin.

madem eşitiz,
bu sefer hesabı sen verirsin,
işine gelmezse
nafakayı silersin.

Rönesans


Karanlık içinden
hem de sonsuz ve kuytu
biraz da çekingen bir karanlığın.
Işığa gel,
ve yavaçca çek beni de...

Sonra sadece ol.
Sessiz bir saniyeden
Rönesans bir gülümsemeye kadar
sadece ol.

biraz da dik gözlerini
biraz alevli,
bir parça da ateşli...
Huzurlu bir tutkuyla
Önce ol, sonra bak.

Öyle ki
ya sev beni
ya da
öl!

4.10.2011

var-dı

beyazdı karanlık
bir keresinde,
ses gitti,
yankı kaldı öylesine.

içi boş harfler vardı,
bir araya gelmeye çalışıp,
hiçbir şey yapamamış
insan sürüleri vardı.
göz sürmeleri vardı
kalem siyahtı,
mürekkep akmadı
hayat ziyandı,
zaman akmadı,
feryat figandı,
duyan olmadı.

sigara tutuştu
damarlar kedi gibi uyuştu,
bir seferinde
beyazdı karanlık,
ince ince işlenmişti
uzayın derinliğine..
kayıp şehirler vardı
kayıp düşenlerle dolu.
zihinleri yandı.

içi boş harfler vardı.
toplandılar,
içi boş insanları anlattılar.

her dedikleri doğruydu
kelimesi kelimesine..

3.10.2011

Sen tam bana göresin


Sen tam bana göresin.
Gülüşün bana göre;
Yumuşacık, hayat dolu
dudakların da...

Sonsuza doğru akan
bakışlarınla
ve
usulca
"ya sev beni
ya da öl" dediğimde
yüzümü ateşlere atar gibi
minik iki güzel avucunun
içine almanla...

Sen tam bana göresin
Tutku kitabının
Tek sayfaya yazılmış
en kalın kitabı kadar
net!

Sen tam bana göresin,
Çünkü öylesin.

ve Sen tam bana göresin;
biliyorum sonum ne olacak
ve korkmuyorum ki sen tam bana göresin.
Zamanlaman bana göre.

Hazırım biliyorum,
tenine,
tinine...

Çünkü
Sen tam bana göresin.

ya sev beni ya da öl

Aşk de ya da sevgi... Anlatılmaz olan dersin belki de... İnsanın hissettiğini ifade etmek için bulduğu başka bir sözcük dökülsün ya da dudaklarından istemsizce. Belki de istenç ile.

Bir şey var ki, gerçekten o duyguyu "saf" hissediyorsan; hatta şu şekilde ifade etmeme izin verin "safkan formunu" hissediyorsan o duygunun... Dikkat edersen safkan diyorum. Daha nasıl özüne inebilirim ki...

Hah işte öyle isen, ki öyle derken hadi aşık isen diyelim çünkü Aşık benim soyadım ve soyadımı seviyorum her neyse, yani Aşık isen; yapmayacağın tek şey arabeske bağlayıp "sen mutlu ol bana yeter" kalıbını söylemektir otomatik portakalmışcasına... O duyguya en yakın, en safkan haliyle yaşayan insan, gerçekten yaşayan insan diyorum yani, içindeki "ben" duygusundan o kadar kolay arınamaz. Karşısındakine belki her şeyi hissetmiş ama asla tutku hissedememişlerin kendileri başta olmak üzere bulundukları yerden üç kilometre yarıçapındaki alanda bulunanları kandırmalarından başka bir şey değildir. Bunu diyebilen insan, karşısındakine ne kadar tutkuya dair kelimeler sarfetsin, ona tutku duymuyordur. Tutku duyduğun O gelince anlarsın zira. Tutku bambaşka. Belki hissettiklerini bir üst seviyeye çıkaran bir karıştırıcı, kışkırtıcı...

İşte gerçekten hisseden, tutunan, deliren, tutkudan ruhunun en gidilemez yerleri her lahzada son bilmeksizin yanan insan ise bencildir bir büyükcene parça. Kendi sevdiği gibi ister karşısındakinin de kendisini sevmesini. Çünkü bilir ne denli sever, ne denli tutku doludur, sevmekle parçalamak arasındaki ipince çizgi valsindedir ve bu valsi yaparken saniyeler çeşitli yüzyıllarla eş değer uzunluktalardır. O, tutkuyla kıskanır, bu yüzden rahatsız edici, mantıksız kıskançlıklar yapmaz. Sıkıcı kıskançlık takıntılı ve kendine güvenmezlerin işidir. Tutkunun kıskançlığı ise sevdiğinin kendi yanında olmadığı her saniye alev alevdir. Sevdiği tek başına bile olsa başka yerdeyse tutkunun kıskançlık kitabı açılır, her satır defalarca okunur. Zaten tutkunun kıskançlık kitabı kalıncadır ama tek bir cümle yazar: "Seni yanımda istiyorum." Tek bir sayfaya neredeyse kanla yazılan tek br cümlenin en kalın olduğu kitap tutkunun kıskançlığıdır.

Böyle insan tutkuyla sever.

Ve bir saniye için bile olsa karşısındakinin böyle olmadığını düşündüğünde... "Sen mutlu ol", "sana bundan sonraki hayatında bensiz olsan da mutluluk diliyorum" demez, diyemez. Diyebiliyorsa zaten ayrı olmaları gerekir. Tutku yoktur zira ortada. Bu ve türevi iyi dilek lunaparkları ancak tutku içeren bir aşkı saf olarak hissetmeyenlerin parkıdır.

Tutkusuz aşk yarımdır da...

Gerçekten tutkuyla baktığının kendisinden uzağa gitme ihtimalini ise bir saniye dahi düşünse insan; en derininden, tüm içinden gelen ve asla durduramayacağı ve zaten durdurmak istemeyeceği bir cümle gelir. Çenenin neredeyse elmacık kemikleri ile vuslata ereceği bir diş sıkma töreninin arasından usulca tıslar... Nefrete bir adım kala... Ama tutkuyla...

ya sev beni
ya da öl!

1.10.2011

Yağmur Ninnisinde Beşik Şiirleri


birden,
durup dururken,
hiçbir yerden
ama hiç olmayan hiçbir yerden
gecenin ortasında bir hiçbir yerden hem de
yağmur başladı.
gözlerimdeki sertlik de
o yağmurla
yavaşladı.

yağmura direnemeyen yeryüzüne döndü
alt yüzüm.

tek sözüm,
kelimesiz
ve gecenin içine
nefes almadan
en sessizinden haykırmalı
harfsiz çözüm.

sonrası
jülyen kesilmiş
10 gram
ölüm.

Kırmızı Şarap

Kan kırmızı sarhoştuk
mum ışığında,
gözlerin karanlıktı
ve karanlık
ilk defa,
ışıldamıştı usulca.

sonra
bir parça seviştik elbet
zaten sevişmemek
o ışıldayan karanlığa
ihanet.