29.12.2013

Şiir Geceleri Sokakta

Gece uzun,
ama seni sevmeme

yetmeyecek kadar kısa
ve

#şiirsokakta

Kağıt Kesiği

Kağıdın el kestiği geceler var... Yazmak ile yazmamak arasında gidilip gelinen...

Sana anlatmak istediklerimi kelimelere sığdırdığımı sandığım düşününce; fakat yazmaya gelince kalemimi zorlayan...

Sayısız gece var sensiz, sınırlı sayıda cennet gibi bir senle...

Geceler var sensiz geçen, ki Ahmed Arif'in de dediği gibi, cehennemin öbür adları onlar; her bir sensiz gece cehenneme yeni bir ağıt...

Her birinde aklımı kaybettiğim yeni bir ağıt.

Her biri sonsuz süren bir sürü geceler... Ve dahi delirmeler.

Senin yerine kelimelere sarıldığım geceler var. Kelimelerden nefret bile edilen.

Kokun yerine  havada müzik var...
Ne var,
ne yoklar.

Geceler var,
Sensiz,
ve güzel sözlere sığınmadan
ve de basitçe var o geceler

Aklımı kaybettiğim...

Yeni Dünya Düzeni

Gecenin her saniyesine asılı
Tan ağırmadan geçen her saniyesinde,
Tan ağırmadan geçen her saniyesine,

Zaman durmuş gibi...

Yeşil gözlerinde,
-ki Allah şahit yeşiller-
Gece karanlığında,
Tan parlaklığında,
Bir dünya var.

Gözlerimi senden alamadığım,
Gözlerini sana veremediğim...

Bir dünya var.

Her saniyesinde,
ama özellikle gecelerinde
-ki geceleri upuzun-

Bir dünya var.
Sen olduğum...

Gecenin en yeşil saniyesinde.

Fons Vitae

seni içim titreyerek seviyorum.

dünyaynın en uzun gecesinde
-ki 21 Aralık değil-
dünyanın en kısa şiiri bu.

ve
hayatın Öz'ü.

16.12.2013

Cennetteki o ağaç

Sessizliğinde sükun bulmadığım zamanlardı
Ve ben hiç göremeyeceğimi bile bile
Aramıştım cenetteki o ağacı..

Yokluğun hüküm sürüyordu
Ve istanbul,
Senin bana inanmadığın her saniyeye bir duble rakı içiyordu.

Hiç duble rakı bu kadar sert
Bu kadar acımasız davranmamıştı bana

Koydukça anason kokuluyu bardağa
Koyuyordu bir mesajla biten modern ayılıklar bana

Hiç böyle kokmamıştı yalnızlık..

Birazdan bitecekti o dağ gibi duran
Tam yetmiş santilitre gücündeki özlemim.
Rakıyla eşdeğerdi kurduğum sofralar
Ve kurduğum rüyalar.
Böyle basit bitmeyecekti.
Ve o hep sana söylediğim şarkı gibi
Elbet birgün buluşacaktık
Yarım kalmayacaktı bu böyle
Saçlarıma ak şimdiden düştü ama neyse
Hala bakışabilme ihtimalimiz duruyor
Kıpırdamadan, usul usul öyle..

Hiç bitmeyecek gibiydi ya sevgim
İnanmadığın dubleler var ya öyle
İşte şimdi sırasıdır
Biri benim, öbürü senin için..

27.11.2013

tuna, gazamız mübarek ola..

Tunanın minik diyagonal dalgaları.
Uçuşan yelkovan kuşları,
Tanırım onları.
Nedense alçaktan yavaş uçarlar. Yıldızlar gözükmedi henüz. Hava hafiften esintili.
Acaba meltemli mi?
Tanıyamadım rüzgârı.
Utandım bu yüzden. Henüz üşümüyorum.
Çingene müziği dinliyorum.
Bir puro içimi oyalanıyorum.
Geceyi bekliyor, hülyalanıyorum.
Nasıl ki Bükreş cennet hayatı sürdüğümüz, ekmeğimizin başşehri,
Bu nehir de öyle. Gözbebeğimizin nehri.
Daha sayamadım. Karpat Dağları var, kayalarında kurt, doruklarında kartal olduğumuz.
Etrafında dolanıp ıskaladığı
Eflak Boğdan’ı var, Çadır kurduğumuz kırları var boydan boya suladığı.
Şarapları var tadına doyulmaz. İçeni azdıran,
Deli dolu şeyler yazdıran.
İşte ben de yazıyorum. Acep olacak mı?
İçimdeki cevher akacak mecra bulacak mı?
İşin özü mü?
Doğrusu ağır bir denklem çözümü.
Bilemiyorum.
Öyle şeyler var ki içimde, silmek istiyorum da, silemiyorum.
Ey TUNA. Neren durgun senin? Kim duymuş akmam dediğini.
Akmasan kim taşıyacak, ileriye doğru umutlarımı.
Umutlarım olmasa kim yaşayacak başka dertler için benim yerime?
Etrafımızı yıkmadıysak,
Bu güne kadar kimseyi yakmadıysak,
Gücümüzün yetmediğinden, aklımızın yatmadığından değildi.
Biz söz vermiştik bir kere, bizden zarar gelmeyecekti.
Varsın kimse bizi iyi bilmesindi.
Yeter ki namımız düvelde böyle anılsındı.
Ben şimdi deltanın hemen gerisinde,
Sondan bir önceki şehrinin berisinde,
Düşünürken, senin taa nerelerden,
Ülkeleri sayarak, Kayalardan kayarak
Kopup geldiğini.
Sen var mısın yokmusun, Senden haberi bile olmayan birisi, hatta ikisi ve hatta sığır sürüsü, Nereden bilecek senin neler görüp neler bildiğini.
Özgürce akabilmek, Karadeniz'e bakabilmek için kaç dere çoğalıp, kaç dere öldüğünü,
Kaç şehri kaç ülkeyi ortadan böldüğünü.
Hâlbuki bu olay ne de kolay görünüyor. Hayatında hiç akmamış,
Yatırıp da ufuklara buğulu gözlerini hiç bakmamışlar için.
Biz yine de onların adına, kılımızı kıpırdattığımız,
Yüreğimizi hoplattığımızda.
Bizim içimize inme inerken, ölümlerden dönerken.
Ne zor geliyor insana, onların velvele koparması..
Ciğeri beş para edenlerin en ufak bir esintiyi fırtına sanması..
Bir gün TUNA, inan bana, Eğer sen akamaz, ben sana bakamaz olsam; o birileri hatta ikileri ve hatta sığır sürülerinin varsa yürekleri, bil ki yağ bağlayacak.
Hadi herkesin de hakkını yemeyelim. Bizden yana birileri de elbet...
Üç ülke, iki deniz, dört tel örgü uzakta. Bizim için ağlayacak.
TUNA sen bilmiyorsun. Nehir olduğun, doğduğun yerden bir kibrit çöpü atılsa, kendi haline bırakılsa, benim onu bizim buralardan karşılamam olası.
Şaşılası değil mi?
Hâlbuki ben yapsam aynı eylemi. Senin suyuna karışması ihtimali o kibrit çöpünün; o sürülerin kalplerinin bir başkası için bir kere bile çarpması ihtimalinden daha büyük. İnan daha fazla.
İşte TUNA ben bu gazla,
Yeniden uçmak istiyorum. Bu kinle,
Bu birikimle, koşmak, coşmak istiyorum.
Bıraktım geride ilkokul günlerim gibi, dar günlerimin firarilerini,
Bol günlerimin riyakârlarını, haramilerini.
İçim buruk. Çok şeyler öğrenip, hiçbir şey öğretemedim. Suçum yok, çakılmışlar.
Aynı koordinatta kodlanıp, aynı çayırda otlanıyorlar.
Vaktim yok beklemeye.
Hakkım yok dertlerime dert eklemeye.
Ahval ve şerait böyle TUNA.
Yanlış anlama.
Ben sana yarama tuz basasın diye değil; koskoca bir deresin ya; bir racon kesesin diye geldim.
Şimdi sen dinlemeyecek misin bu deliyi?
Yoksa işine bakacak, sakin sakin taşıyacak mısın bir limandan bir limana şu üzerindeki,
Tomruk taşıyan sarı uzun gemiyi.
Sevdiğini biliyorum TUNA. Ağaçlardan kayını,
Balıklardan yayını...
Çünkü sevgi yoğunlaşmış emektir.
Sevgi emekse eğer, en çok emeğin onlara geçti demektir.
Bir de beni çok sevdin. Bende çok hakkın, hatıraların var.
Hani yıllar önce bir köprünün üstünde, arabadan inip de üstüne işemiştik.
Yol boyu bir bağdan üzüm çalıp yemiştik.
Bir keresinde de mezemiz lahana salatası ve havyar,
Şarabımızın markası Murfatlar idi.
Kıyında tüfek çatmış, etrafı yıkmıştık.
İçtikçe kusmuş, kustukça içmiştik.
Kendimizi Osman Paşa sanmış, sıçtığı taşı minnetle, şükranla anmıştık.
O günler attığımız naralar olmasaydı,
Biraz da yukarıdaki, çoluk çocuğun yüzüne gülmeseydi..
Şimdi sırıttığımıza bakma, Marmara çırası gibi yanmıştık.
Ben şimdi pek inanmam ama,
Bir şey dilesem mi acaba.
Hazır yıldızlar parıldarken, Kıyıların sularınla şarıldarken,
Şu en öndeki, kaymak üzereki yıldıza diktim gözlerimi,
Döktüm son sözlerimi.
Yeniden halayların başına geçip mendil sallayacağım.
Kurtalan Ekspresi'ne binip, ıssız bir istasyonda inip köy çocuklarına gazete yollayacağım.
Serin yayla rüzgârı olup ortalığı yine ben yelleyeceğim.
Dileğim olursa yoldaş TUNA söz, seni kardeşim belleyeceğim...

NAZMİ HASDEMİR
20.07.2003 GALAT-ROMANYA Tuna kıyısında bir akşam