24.08.2012

Erotizmin Uzun Tarihi


Milâdı seni ilk gördüğüm ana düşer.
Erotizmin Uzun Tarihi...

İlk gördüğüm anda istedim seni
aklım sana düşer.

Yağmurlu bir sabaha karşı
-ama dünyanın en güzel sabahına karşı-
topuklu ayakkabıların üzerinde
bir nokta üç şiddetinde sallanıp
benliğin kollarıma düşer.

Kollarım kucaklar
üç sokak öteye
yek olmaya taşır seni,
camı açıp sevişiriz sonra.

Tenine ibadet ederken
tüm suratımda birikip çenemde toplanan ter
bir parça ruhumla
altımda senin kasıklarından ruhuna düşer.

Benim sana duam bu...

ve böylece
ağzında ufak bir inilti
kafan geriye düşer.

dişlerim boynunda
acımasız
tırakların etimde
hakim

Bir dokunuşunla
en derin hücrelerinde bittiğim anda
aramızda senle karışık milyonlarca varolmayacak biz

ve
düşüncelerim dudaklarında
mırıldanırken sessiz,

düşlerin
kollarımda
uykuya
yenik düşer.


22.08.2012

Guyamas Sonora


uzaktasın sanıyorum
yanlış...

mesela kapkaranlık bir denize bakıyorum,
etrafta mis gibi yasemin kokusu
sen yoksan
hepsi yok oluveriyor yavaşça.

ama kokuyor işte yaseminler bunca,
ve gözümü kapatıyorum,
varsın.

kalbimin ipleri elinde
ve tüm dualarında sen varsın.

o kadar uzaktan bile
beraber uyuyoruz mesela
daha da huzurla bitiyor gece...
denizin karanlığı bile daha huzurlu.

gözümü açsam yoksun biliyorum
sımsıkı sana kapalı gözlerim
sırf diğer her şey de var olsun diye.

uzaktasın sanıyorum ya bazen
yanlış
uzakta olsan
varoluş yok olurdu.

varsın.

19.08.2012

dudakların kapalı


Ancak iki dudağının arası kadar
uzaktın benden,
onca mesafeden uzanıp
                   sonu olmadan tuttum seni...

gün ışığında yazılabilmiş bir şiir gibi
                                                 Parlak,
gülümsedin bana.

Şimdi
her bir kirpiğinin ucundan
bir dünya kuruyoruz seninle;
her birinde
sol elin boynuma dolanmış
sağ elin göğsümde usulca,
Kalbim saniyede on üç kere adını anıyor.

tam korkar gibi oluyorum
Yemyeşil bir gelecekten gözlerin
bakıyor bana...

Bir ateş altı üstü yanacağımız
Beraber

Nefesin derimin altına geçerken
Tenine yazıyorum beni

ve
böylece
dudakların kapalı.

Zaten
ne kadar uzak olabilirdin ki
benden...

16.08.2012

uzun uzun


uzun uzun yazıp
uzun uzun siliyorum,
bekleme..
birleştiremiyorum cümlelerimi
belirginleştiremiyorum fikrimi
gerilme..
sana sadakat getiriyorum
mektuplar ve pullar
hızır ve huzur..

31.07.2012

öncesi yok, sonrası..

Zaman yürüyüp giderken
Ardında kalanlara bakmadan,
Saniyeleri saydığın an anlarsın
Beklemenin ne zor,
Ne kadar acımasız olduğunu.

Güvensizlikle dolu dünyada
Bir sığınacak liman gibi geldim sana.
Yaşanmışlıkları koydum bir yana
Attım en uzağa
Ve sıfırdan başlamak için açıldım deryaya.

Yürüyüşüm uzundu
Bazen koştum, bazen emekledim
Ama hep ilerledim.
Ve yolun sonunda birikmiş bütün hislerimle
Dokundum sana.
Sarıldım sana
Seviştim şenle.
Daha önce hiç sevişmemiş gibi.
Çünkü daha önce hiç bu kadar samimi
Bu kadar deli sevmemiştim seni.

18.07.2012

Erotizmin Özet Tarihi


bacaklarından şehvet geliyordu
dudaklarından aşk,

bakışlarında inliyorduk
yavaş yavaş.

3.07.2012

Kişisel Vahiyler - Susmak 366:21


Kaçıncı kez 23 çalıyor Mor ve Ötesi'nden... "Yüzünden başlasam gitmeye uzaklara... Duymasam kimseyi..."

Duymadım da zaten... Hiç iyi bir dinleyici olamadım ben. Bu yüzden ben konuştuğumda dinlemeyenlere kızamadım hiç.

Bunun yerine sustum; "Bir gün kendimi bırakıp, sana anlatsam ne olduğunu... Neden sözleri yuttuğumu..." Çok uzun zaman önce yuttum ben kelimelerimi. Konuşmadım hiç kendimden. İronik olarak en çok sarfettiğim kelime "ben" iken bile kendimden hiç konuşmadım ben... İşte bak; yine ben...

Ben i c a; "öylesine yazılmış şiirlerin, öylesine yazılmış mısralarında, faydası yok kelimelerin..." diye buyurdum.

Ben i c a; Konuşamayanların Manifestosu'nu yazdım... Tek kelime etmeden yazdım... Domino taşlarının yıkılması gibidir susmak diyerek yazdım.

Ben i c a; "sustukça yazasın gelir, yazarsın çaresizce. yazdıkça susasın gelir..." diye vahiy gönderdim konuşamayanlara...

Okumaktan köşe bucak kaçanlara okumayacaklarını bile bile mini manifesto yazdım; yine konuşamayanların...


ince bir mum ışığında
usulca


yazmaya tutkundurlar
konuşamayanlar...


Bazen de sen i c a; aşağı yukarı bir sene önce kendi yasalarımı çiğnedim; konuşmaya başladım, susamadım sonra; susmak için neden kalmamış gibiydi... Sesin sanırım; o kadar gözlerindeydi ki ben konuşmazsam susarsın diye korktum... Konuştum.

Sonra i c a yine ben; anladım ki susmak için nedenler hiçbir zaman bitmez. Susmanın nedenleri doğanın evrensel ve çiğnenemez yasalarıdır. Tek kelime etmeme rağmen konuşmamaktan daha evrensel bir yasa yok. Susmak, er ya da geç içerisinde bulunduğunu fark edeceğin bir erdemlilik hali değil; kazanmak için kelimelerini feda edeceğin bir savaştır ve Ernesto'nun dediği gibi hiçbir zafere çiçekli yollardan ulaşılmaz. Dolayısıyla herkes susamaz.

"Duymasam kimseyi..." Duynadım kimseyi, belki bir seni duydum... Sen ise Locus Regit Actum'a tabiydin; ben o akitin yapıldığı yerde yoktum. Kelimelerim de yoklardı.

Bir Temmuz'un alelade bir üçüydü tarihe not düşülsün; tekrar sustum.

Artık kelimelerim benim. Yüzünden başladım, tekrar susmaya...

Ben i c a; bir yıl sonra tekrardan anladım; Faydası Yok...